Arda oturdu, menüyü eline aldı. “Ne yiyorsun?”
“Kusura bakma, trafik cehennemdi,” dedi Arda, nefes nefese. Alnında boncuk boncuk ter vardı. Sakalı son birkaç gündür kesilmemiş gibiydi, gömleğinin yakası ütüsüz duruyordu.
“Yani,” dedi Aslı, “bir kadının sana ‘nasılsın’ diye sormasını bekleme. Önce sen sor. Bir kadının seni dinlemesini bekleme. Önce sen dinle. Bir kadının senin dünyana girmesini bekleme. Önce sen onunkine gir.”
“Ben metroyla gideyim,” dedi. “Yoruldum.” Erkekler Ne Ister
Aslı cevap yazmadı. Pencereye gitti, dışarıdaki ışıklara baktı. Belki bir gün, diye düşündü. Belki bir gün bir erkek gelir, sorar: “Peki sen ne istiyorsun?”
Yürüdü. Arkasından bakakaldı Arda. Elindeki telefon titredi, bir bildirim geldi. Ama bu sefer bakmadı.
“Efendim?”
Aslı gülmedi. “Sanmıyorum.”
“Bugün beni gördün mü?”
Vali arabayı getirdi. Arda hâlâ bir şey diyememişti. Aslı çantasını omzuna astı. Arda oturdu, menüyü eline aldı
Oysa sorun vardı. Sorun, üç aydır bu randevuyu erteliyor olmasıydı. Sorun, her buluşmalarında aynı şeydi: o gelir, Aslı beklerdi. Küçük bir şeydi belki, ama küçük şeyler… işte onlar birikirdi.
“Arda,” dedi.
Garson geldi. Arda aceleyle bir şeyler söyledi, Aslı’ya sormadan iki kişilik bir şeyler ısmarladı. Şarabı da o seçti. Aslı, “Aslında ben beyaz tercih ederim,” diye mırıldandı ama sesini duyuramadı. Ya da duyurmadı. Bir kadının seni dinlemesini bekleme
“Ne o zaman?”